GENÇ MERMERCİ ORHAN ÇİÇEK

24 Eylül 2014, Çarşamba 12:09

     


Girişimcilik ruhu taşıyan, riske girmekten korkmayan Orhan Çiçek, Burdur mermerini tüm yurda ve tüm dünyaya tanıtmaya devam ediyor.  Mermer ekonomisinin Burdur'da ve Göller Bölgesinde yaygınlaşmaya başlamasıyla birlikte büyük bir riski göze alarak bu sektöre adım atan Çiçek, şu anda adından söz ettirir bir konuma yükseldi. 


2004lü yıllarda kendi deyimiyle “kolay para kazanılan” kuyumculuk sektöründen, “zor para kazanılan” mermer sektörüne adım atan  İşadamı Orhan Çiçek, mermer sektörünün dışarıdan algılandığı gibi kolay bir sektör olmadığını vurguluyor.  Ağır sanayi olan mermer sektöründe 40'dan fazla sektörle ekonomik ilişkiler yaşandığını ve 144  aileye ekmek sağladığını da ilave eden Orhan Çiçek, mermer sektörünün ana sorunlarından olan yabancı yatırımcı konusunda acilen düzenlemelerin yapılması gerektiğini vurguluyor.  Burdurlu İşadamı Orhan Çiçek, toplumda bir yanlış algılamanın olduğunu, genel kanının mermercilerin kolay ve çok para kazandığı olduğunu  fakat bu durumun yanlış algılama olduğunu savundu. Çiçek, dağlarda açılan mermer ocaklarına tepki için söylenenlere; “Hem sofrayı kuracaksın, hem de çatalı niye aldın, tabağın yerini niye değiştirdin? diye soracaksın, aç toplumlarda. Bu olmaz.” dedi. 

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz, Burdur'daki bu girişimcilik ruhunuzu nasıl oluşturdunuz?
ORHAN ÇİÇEK: Aslen Pınarbaşlı köyündenim. 30 haneli bir köydü ve babam bu köyün muhtarı idi. Babamın maddi durumu köyde birinci sayılabilecek kadar iyiydi. Köydeki 150 dönüm arazi, birçok büyükbaş hayvan ve 3 adet traktörümüz vardı. Bunların hepsi babama aitti. 1951 doğumlu ve genç sayılırdı. Üç kardeştik ve babam ne yapacağını düşünürken, o zaman Burdur'da tanıdığımız  bir manifaturacı, vardı. Babam bizden daha çok girişimciydi. Bendeniz 1992 yılında askerden geldim.  Ben askerdeyken hayalimdeki konular; çiftçilik yapmak, hayvancılık yapmak, traktörle hasat toplamaktı. Ancak hayatın, insanları nasıl yönlendireceği hiç belli olmuyor. 1992'de askerden geldim, aynı yıl traktörlerimizi satarak Burdur merkezden, Uzun Çarşı'dan 1 adet mağaza satın aldık. O mağazanın rafların yarısını  köyün en zengin insanı olan babam bile dolduramadı; çok komikti.  Çünkü diğer mağazalara gidip gördüğümüzde onların rafları mallarla dolup taşarken, bizim mağazamızdaki raflar yarım yarımdı. Bu  yarısı dolu raflarla dürüst ticaret yapmaya çalıştık. Bir de biz o mağazamızı devam ettirmek zorundaydık, çünkü köyden bu amaçla ayrılmıştık, köydeki traktörleri ve ahırı bu sebeple satmıştık. O dönemde bana  “Bu mağazacılık işi o kadar kolay bir iş değil, sen şimdiden köyünüzdeki tarlaları da satmaya başlarsınız!” diyenler oldu. Bu tür laflar bizi daha fazla kırbaçladı ve işimize daha fazla sahip çıktık.  

Peki bu mağazacılık sektöründe başarıya nasıl ulaştınız?
ÇİÇEK: Biz o dönemlerde İstanbul'a ticari mal almaya gidiyorduk.  Orada, Osmanbey'de Yahudi esnaflarla ticaret yaparken onların yöntemlerinden etkilendim ve Burdur'a geldiğimde bu etkileri kullandım. O insanlar beni nasıl etkiledi ise ben de Burdur'da insanları etkiledim. İstanbul'a her gidişimde ve Burdur'da dönüşümde müşterilerimin sayısı daha fazla arttı. Dolayısıyla öğrendiğim bu ticari teknikleri Burdur'da da uyguladım ve başarılı oldum. Ve 1992 yılından 1996 yılına kadar mağazamıza bütün müşterilerden güven oluştu ve mağazamız ticari mallarla doldu taştı.  Biz diğer mağazadaki malların peşin parayla değil, çekle alındığını çok sonra öğrendik, çünkü biz peşin para ile mal alıyorduk.  Biz vadeli mal almayı bilmiyorduk.

 1996'da ticari anlamda Burdur'da belirli bir noktaya ulaştık. O yıl babam köyde muhtarlığı bıraktı. Bizim Ulucami'nin yanında bir evimiz vardı, babam gerçekten ileriyi gören birisi. Normalde ben Yukarı Pazar'dan dükkân almak istiyordum. Biz o yıllarda bu bahsettiğim dükkanı satın almak için 15.000 Dolar hava parası verdik.  O zaman bu para ile 1 kilogram altın alınabiliyordu.  Ama Burdur'da caddeye ilk dükkan açan kişi benim, babamın sayesinde Burdur'da cadde üzerine dükkan açan ilk kuyumcu benim. Bu dünyada rızık Allah'tan,  o dönemde çok büyük ticari başarımız oldu. 1996'da konfeksiyonda belli bir noktaya geldikten sonra, 2,5 kilogram altın aldık, kuyumcu dükkânımıza o altınları selek selek serdik.  Sonrasında bir şeyler yapmaya çalıştık. Kısa sürede Burdur'daki kuyumculuk sektöründe belirli bir pay sahibi olduk. 2004 yılına kadar kuyumculuk yaptım. 

Kuyumculuk sektörü mü daha kolay, mermer sektörü mü? 
ÇİÇEK: Kuyumculuk sektörü çok daha kolay. Dünyaya bir daha gelme şansım olsaydı yine kuyumculuğu seçerdim çünkü bu mesleği çok seviyorum. Mermercilik sektöründe çok zorlandım ama kuyumculuğu severek ve haz alarak yaptım. 2004' kadar sabahları rahat uyanırdım. Ama 2004'ten yılından sonra sabahları uyandığımda; bir gözümü açtığımda kuyumcu dükkânıma gittiğimi, diğer gözümü açtığımda mermer ocağında oturduğumu görüyordum. Bu sebeple mermer ocağında oturduğumu gördüğüm gözümü açasım hiç gelmezdi. Böyle de bir izlenim vardı.

Kuyumculuğu bu kadar sevdiğinizi söylediniz, kuyumculukta sizi başarıya ulaştıran esas konu ne oldu?

ÇİÇEK: Burdur'da,  o yıllarda Alman askeri diye bilinen döviz bedelli askerler çoktu.  O vesile ile benim 2,5 kilogram altınım, vitrinimde 18- 20 kilograma kadar arttı. Kasamda 150 bin dolar para, altımda da son model araba vardı. Ciddi rakamlarda ciddi işler yapıyorduk. Bedelli askerler müthiş paralar vererek altın setleri alıyorlardı. O zaman döviz bürosu da yoktu ve döviz işi de iyiydi. Güvenilir alışverişler yapıyorduk. Artık o noktada da, çok fazla altınım olsa da sanayicilik yapma kararım oluştu.

 

Kuyumculuk alanından mermer alanına geçme süreciniz nasıldı?

ÇİÇEK: Burada dikkat çekmek istediğim bir konu daha var: Haftalık 100 tane küçük altın satarsınız ama bu sayı 110 olmaz, çünkü Burdur'un nüfusu 58 bin idi. Her kuyumcunun belirli bir müşterisi vardır, herkesin müşterisi standarttır. Biz bunu çoğaltamıyoruz. Kuyumculuğu 20 kilogram altınla yapsan da aynı iş, 100 kilogram altınla yapsan da aynı işti. Bir de o yıllarda Isparta'da, İstanbul'a giden- gelen kuryeciyi komşusu havaalanında öldürdü,  cesedini denize attılar ve kuryeciyle beraber 25 kilogram altın yok oldu. 

Benim altınım gitmedi ama bizim de kuryelerimizin bu riski taşıdığı düşüncesi aklımıza geldi. Bir de o yıllarda benim bir müşterim vardı, şimdiki bu fabrikanın sahibi olan merhum Şevket bey vardı. Kendisinin çocuklarının Almanya'da olduğunu ve bu fabrikayı yürütemediğini söyledi. Dolayısıyla bana fabrikayı vermek istediğini ve benim gelecekte mermer işini başarıyla yapabileceğime inandığını söyledi.  O gün için bu teklif bana çok cazip gelmemişti ama sonrasında, sanayiye geldiğim bir günde Şevket beyin yanına uğramak istedim, o zaman da birbirimize güvendiğimiz için birbirimize ödünç paralar (döviz) alır- verirdik. Buraya gelip baktığımda, bu fabrikanın yerinin karayoluna ve asfalta çok yakın olduğunu, Yeni Sanayi Sitesi'nin bitişinde olduğunu, kısacası konum olarak avantajlı bir yerde bulunduğunu gördüm; hoşuma gitti. 

O gün akşam kardeşlerimle ve babamla bu konuyu istişare ettim. Mermer işi topraktan bir iş olduğu için, bizim de çiftçilikten yani topraktan geldiğimiz için istişare sonunda kabul ettik. “Biz bu işi yaparız veya yapmayız ama bu işi yapmazsak da burası konumundan dolayı para kazanır.” düşüncesi oluştu.  Yatırım yapma kararı oluştu ve satın aldık. Satın aldıktan sonra öğrendik ki kuyumcu dükkânında sirkede kurt yaşar gibi yaşıyormuşuz ama mermer işi öyle değilmiş.  Kuyumcudayken haftalık sadece 100 TL Pazar masrafım olurdu ama burada öyle değil, şimdi burada oturuyoruz ama fabrikada 95 kişi çalışıyor ve “hangi kişi hangi makineyi nasıl kullanıyor”, “mermer ocağındaki işçiler ne yapıyor” “Taşçı, aşçı, işçi ne yapıyor” diye düşünüyorum. Meğer sanayicilik kuyumculuktan çok farklıymış.  

Bir sanayici için ben şu benzetmeyi yapıyorum: “Yeni doğmuş bir bebeği herkes sever, çünkü çok güzel kokusu vardır, kimin bebeği olursa olsun kucağınıza aldığınız zaman mutlu olursunuz. Ama o bebeği doğurmak çok sancılıdır. Doğuran kişi sancılarla doğurur. Sanayicilikle kuyumculuk arasındaki fark; kuyumcudayken ürünler geliyordu, biz alıp satıyorduk yani yeni doğan bebeği her gün seviyorduk. Ama sanayicilikte ise biz burada her gün doğuruyoruz yani.” Ayrıca burayı satın aldığım ilk yılda, buraya bir kişi bıraktım ve ben kuyumcu dükkânımda durdum. 

Bu noktada, fazla sayıda insan çalıştırdıkça, daha çok kişiye istihdam sağladıkça insan daha fazla mutlu oluyor. Siz genç bir girişimci ve genç bir sanayici olarak bu duyguları taşıyor musunuz?

ÇİÇEK: Evet taşıyorum. Beni mutlu eden esas konu da budur zaten.  Ben bu fabrikayı satın aldığımda 11 kişi çalışıyordu, 300 metrekare kapalı alanı vardı. Biz bu işe girdik.  Bir yıl sonra İzmir'deki fuara, Antalya'daki fuara gittim.  Fuarlarda, stantlarda sinevizyon gösterimlerinin olduğunu gördüm, “1992 yılından günümüze gelen serüven” başlığı altında televizyon ekranlarından sunumlar yapıldığını gördüm. Merhum Kemal Sunal'ın filmlerindeki gibi, İstanbul'daki bu manzara karşısında köyden şehre ilk defa gelen biriymiş gibi oldum. Bu noktada aklımda düşünceler gelişti.  İşte, İstanbul'daki bu fuardan ve o fuardaki gördüğüm bu manzaradan sonra ben mermercilik yapmaya karar verdim. Belki de o fuara katılmasaydım, ben bir yıl daha bu fabrikaya gelmez ve kuyumculukla uğraşırdım. Gelir gelmez  az önce  bahsettiğim buradaki 300 metrekare kapalı alanı 1.000 metrekareye çıkardım, bir este vardı bir este daha aldım, slim aldım, yarma aldım; üretimi ikiye katladım. Ama bunları yaparken de tabi o günkü şartları, büyük ekonomik krizleri de unutmamak lazım.

Çok şükür ki hiçbir senedimizde, hiçbir çekimizde ve işçilerin maaşlarını ödemede hiçbir gecikme olmadı ama biz de ciddi anlamlarda sıkıntıya girdik. Bankalardan krediler kullandık, ödünç verdiğimiz paraları kullanmak durumunda kaldık ve bunların hepsi ticarette belli  kavramlardır. Çok şükür yaptığımız yatırımlar ve  hızlı olmamız sebebiyle, insanlara “Biz bu işi yapacağız” mantığını kabul ettirmemizle başarıya ulaştık.  O günden bugüne kadar 2 yıl zorlandık. Fakat bu dönemlerde Sayın Ercan Akın da bana fikir olarak çok destek oldu. Bu krizler gözümde büyüyüp, zaman zaman bu fabrikayı satılığa çıkarmak istediğimde bana bazı  tavsiyelerde bulundu, Ercan Beyin bu görüşleri beni etkiledi. Sizin de söylediğiniz gibi kendisi iyi bir eğitimcidir. Benim bunaldığım günlerde, benim kuyumcu dükkânıma dönmek istediğim günlerde bana fikir verdi.  Bakınız, o dönem burayı 500 bin TL'ye satın almıştım, 350 bin 300 bin TL'ye satarak, 150- 200 bin TL zarar etmeyi göze alarak gitmeyi düşünmüştüm. 

Bu sizde bir hayat tecrübesi oluşturdu mu?

ÇİÇEK: Tabi ki oluşturdu. Ben sanayicilikte şunu öğrendim; 5 milyon TL'lik yatırım yaparsınız ama 5 milyon TL'lik satacağınız bir şey yoktur. Bu makineler çalışırsa para kazanırsınız, çalışmazsa makinelerin hepsi hurdadır, demir yığınıdır. Makineleri alırken çok fazla para ödersiniz, satmaya kalktığınızda alıcısı çıkmaz ve hiç para değeri olmaz.  Kuyumculukta öyle değildir, aldığın altın parayladır, sattığın altın parayladır.  Bu noktada bir arkadaşım “Kuyumculuk kolay para kazanma sanatıdır” derdi. Dönüp baktığım zaman, kuyumculukta çok kolay para kazandığımı görüyorum. Ama sanayicilik, mermercilik zor. Buraya mermer ocağından taşı getiriyorsun, o bloktan kaç metrekare mermer çıkacak bilemiyorsun, üretiyorsun, müşteriye satmak istiyorsun müşterinin beğenip beğenmeyeceğini bilmiyorsun. Tamamen risk. Risk üzerine kurulmuş. Fakat işi öğrendikten sonra, hangi mermeri hangi kişiye satacağını öğrendikten sonra, hangi kütleden ne kadar mermer çıkacağını tespit edebilecek olduktan sonra işi öğreniyorsun. Biz bu süreçte bunları öğrendik. 

2010 ve 2011 yıllarında kuyumculuk sektöründeki malı satış stilim burada işe yaradı. Kuyumculuktaki ticari tecrübem beni burada başarıya götürdü. Beni başarıya götüren bir başka konu da bu sektörün diğer şehirlerdeki sanayicileri ne yapıyor, bunun peşine düşmek olmuştur. Buradaki mermerciler olarak gittik, Denizli ve diğer şehirlerdeki mermercileri ziyaret edip, onların üretimlerinden fikir sahibi olduk.  Ben, bu diğer mermercilerden öğrendiğim fikirlere kendi pazarlama tekniklerimi de ilave ettim. Bu vesile ile başarıya ulaştım. Bu süreçte az önce de söylediğim üzere bunaldığım, terk etmek istediğim dönemlerim de oldu. Ama belli bir disipline ulaştıktan sonra belli bir prensiplere ulaştıktan sonra fabrikamızı büyüttük, çalışan kişi sayımızı artırdık.   

Şu anda burada çalışan sayımız 100 dolayında. Bu da sizin söylediğiniz gibi 4'er kişilik aile olsa 400 kişiye ekmek vermek anlamına geliyor. Bir de ben bunun listesini yaptım. Yani bu sektörün yelpazesi o kadar geniş ki, tam 44 sektörle de iş yapıyorum. Sanayide Yağcısı, Kamyoncusu, Gemicisi, Bıçakçısı, Mazotçusu, İşçisi, Aşçısı, Taşçısı, Gemicisi, Gümrükçüsü derken 44 adet sektörle de iş yaptığımı tespit ettim. Bunların hepsinin dışında bir de ben burada mermercilik yapıyorum. Çünkü mermercilik işi lokomotiftir. Sanayide en ufak cıvata satanından, yağ satanından, hortum satanından tutun da kasa satıcısına, çivi satıcına, nakliyecisine varıncaya kadar Yeni Sanayi Sitesinde iş yapıyorum.

Bildiğimiz kadarıyla Burdur'da sadece mermer taşıyan 363 tane tır var. Bu da bize mermer sektörüyle Burdur ekonomisinin canlandığını gösterir, bu da 150 Milyon TL para sirkülasyonu demektir. Bu konuda da açıklama yapar mısınız?

ÇİÇEK: Doğrudur, bu tırlar mermer taşımaktadır. Mermerin dışında Burdur'da süt taşıyan tırlar da var ama sonuç itibarıyla nakliyeciler de Burdur'dan para kazanmaktadır.  

Mermer konusuna geri dönersek, mermer ocağı işleriniz nasıl başladı?

ÇİÇEK: 2011 yılında. Buraya 45 kilometre uzaklıkta bir Konyalı arkadaştan ocağını aldım. Ocakta da kısa sürede, kendi ocağımızın taşını kendi müşterilerimize tanıttık ve sattık. Bugünkü gelmiş olduğumuz noktada hem kendi ocağımızın taşını satıyoruz hem az da olsa blok taş çıkarıp satıyoruz. Mermer ocağına da çok ciddi yatırımlar yaptık. Ocakta 2 takım makinemiz vardı, şimdi 1 takım makine daha aldık. Ocakta 40 dolayında kişi çalışıyor. 100 dolayında bu fabrikada, 40 dolayında mermer ocağımızda olmak üzere 140 dolayındaki kişiyle bu işi idare etmeye çalışıyoruz. Ve ikinci bir mermer ocağı arayışımız var.  Isparta'da  bir ocak arayışımız var. Burada 1500 metrekarelik fabrika çalışmasına başladık. 

Yatırımlara devam mı ediyorsunuz?

ÇİÇEK: Bizler sanayici olarak hep yatırım yapıyoruz. “Bu iş burada biter” diye bir kavram yok, çünkü sanayiciliğin sonu yoktur. 2014 yılı sonuna doğru bir projemiz daha var. O projemizle de buraya 3100 metrekarelik bir bina daha yapacağız. Ve 2015 yılında çok daha iyi bir mermerci olma yolunda ilerleyeceğiz. 

Yani yatırımın sonu yoktur, büyümenin sonu yoktur, durduğunuz anda batarsınız mı diyorsunuz.

ÇİÇEK: Haklısınız. Sanayiciyseniz ilerlemek zorundasınız. Bu işin artısı ve eksisi yoktur. Her zaman daha iyi yapmalısınız, daha iyisini yapmalısınız.  Yaparken de AR- GE çalışmaları oluşturmalısınız.  Fabrikada daha az ve güvenli olarak daha çok üretim yapabilmek, mermer hattını daha da kolaylaştırmak için AR- GE çalışmalarını da yapmalısınız. 

Burdur'da siz ve Aytaş Mermer, Ekinciler gibi mermer işine gönül vermiş kişiler var.  Burdur'un da mermer rezervi mevcut ancak neden yabancılar Burdur'da mermer sektörüne girdi. 

ÇİÇEK: Birincisi Burdur'da 2000'li yıllardan önce mermercilik sektörü yoktu. Çünkü bizim epoksi diye taşları sağlamlaştıran ve İtalya'dan getirttiğimiz bir yapıştırıcı var. Bu, Burdur'da yoktu. Daha önce Afyonkarahisar, Denizli'deki firmalar vardı ve biz o şehirlerdeki mermercilerle aynı konumda olmak durumunda değiliz. O şehirlerdeki sanayiciler mermeri Burdurlulardan daha önce keşfettiği için hem sektörde hem de çalışma olarak bizden çok öndeler.  Burdur beji çıktıktan sonra Afyon Beji biraz sönük kaldı. O insanlar epoksiyle taşları yapıştırdılar, bizde ise blok taşlar çıkmaya başladı. Çevre illerdeki bu gelişmelerin ardından Çinliler gelip Burdur'un tüm dağlarını kapatmışlar. Ama bu sektörde bizim gibi yeni başlayan, yeni firmalar “Burada ne oluyor” deyip, kıyıda köşede işe başlamamızla çok geç kalmışız. Bunun esas nedeni Burdur'daki insanların geç uyanmış, fark etmemiş olmalarıdır.  Bu açıdan baktığınız zamanda da yabancılar olmasaydı Burdur mermerini fark etmiyor olabilirdi ve Burdur'da mermercilik oluşmayabilirdi. 

Bir de mermer ocaklarının doğaya zarar verdiği tepkisi var, yani mermer ocaklarının rehabilitasyonu konusu. Siz mermerciler olarak terk ettiğiniz ocakta ağaçlandırma yapıyor musunuz?

ÇİÇEK: Az önce örneğini verdiğiniz ülkelerdeki mermer ocaklarında yapılan bu çalışma 40- 50 yıl öncesinin çalışmalarıdır. Bizim bölgemizde bu konuya insanlar haklı olarak önyargılı yaklaştılar. Ama şu anda çalışan ocaklarda ağaçlandırma veya rehabilitasyon şansımız yok. Ancak bırakılan veya kapatılan ocaklarda bunu yapabilirsiniz. Zaten şimdiki kanunlara göre, mermerciler Orman Müdürlüklerine taahhüt verirken bunun noter tasdikli taahhüdünü veriyoruz. Benim bugün itibarıyla bir tane ocağım var, ben zaten o ocakta hem çalışıyorum hem de devam ediyorum. Bu ocağımı kapattığım zaman rehabilitasyon yapmak durumundayım, şu anda çalışan ocakta yapmam mantıksızlık. Emin olun ki ot bile bitmeyen yerde mermer ocakları var. Ben bu yerlerde mermer ocağı açıyorum ve mermer paşasını  attığım yerlerde, pasa toprakla karıştığı için hem ot bitiyor hem de ağaçlar oluşuyor. Oysa ki taşın (mermer ocağının) üzerinde ne ot var ne de ağaç. İnsanlar diyor ki “Dağlar delik deşik oluyor.” Bu doğrudur ama şöyle örnek verelim. 

Ortaya bir sofra kuruyorsunuz, bunca insan aç, ama diyorsun ki 'Onu kaşıklama, onu bozma, o tabağın yerini değiştirme, onu yeme'. Bu olmaz. Arapların petrolü var, Rusların doğalgazı var ama bizim de mermerimiz var. İlla ki bunu bir köşesinden değerlendirip, paylaşmak durumundayız. Bunu yaparken de biz mermercilerin “Hunharca kullandılar, çok zarar verdiler” gibi yaklaşımlara katılmıyorum.  Ben çalışacağım alanlarda ve çalıştığım alanlarda ileriye dönük gerekli AR- GE  çalışmaları yaparak gidiyorum, planlar yapıyorum. Sonuçta, şu anda çalışan ocakları, ileride kapattığımız zaman daha verimli bir halde ve daha çok ağaçlık alan olarak bırakacağız.  Şu anda bizim Devlete, Orman'a ödediğimiz  para 1 milyon TL dolayında. Ve şu andaki çalışan ocağımın üzerinde 10 tane ağaç yoktu. Biz ağaç parası, yol parası, enerji nakil ücreti, Devlet hakkı parası veriyoruz. Kısacası bu mermer işinden devlet de kazanıyor, millet de kazanıyor biz de kazanıyoruz.

Sonuçta çalıştığımız ocağı kapattığımız zaman elbette aynen bırakıp gitmiyoruz, mutlaka düzenleme ve rehabilitasyon yapıyoruz. O ocaktan çıkan ekonomik kazancı hem paylaşıyoruz hem de geleceğe dönük yatırımlar yapıyoruz. 

Ağaçlandırma konusundaki tepkiler biraz şov amaçlı mı?
ÇİÇEK: Evet öyle diyebilirim. Mesela siz sabah işyerinize geldiğinizde basın sektöründeki işinizi yapıyorsunuz. Ben de iş yerime geldiğimde mermer sektöründeki işimi yapıyorum. Ne ben basın sektöründeki işten tam olarak anlarım, ne de siz mermer sektöründeki işlerden tam olarak anlarsınız. Herkes kendi işini yapmalıdır. Herkes kendi işini yaparken de makul ve mantıklı hareket etmeli. 

Mesela İtalya'da mermer ocakları üstündeki ocak açılması öncesinde ağaç oranı %0,8 iken, ocak kapatıldıktan sonraki ağaç oranı %8'e çıkmış. Posalarla kapatıldıktan, rehabilitasyon yapıldıktan sonra yeşil alanlar büyümüş.

ÇİÇEK: Biz, Çerçin Köyü muhtarı ile anlaşma yapıyoruz. Yıllarca oradan kum almışlar ve araziyi oyarak gitmişler. İnanılmaz zarar vermişler. Mermerciler olarak biz o alanı düzleyerek gidiyoruz, posayı dökerken düzleyerek gidiyoruz ve oranın toprağı ilerde çok verimli bir hale gelecek. Bunu dökerken ki en büyük sıkıntımız; posayı getiriyorken parayla getiriyoruz, götürüyorken parayla götürüyoruz, dökerken de parayla döküyoruz. Çerçin muhtarı yeni seçildi, daha önce biz mermerciler olarak 20 bin TL para veriyorduk, şimdi bizden 50 bin TL istiyor ve bize “Mermerciler çok fazla para kazanıyor” diye  bakıyor.  Biz de kendi aramızda konuştuk ve Çerçin'e   30 bin TL daha yardım etmek anlamında karar aldık. Yani bu mermercilik öyle bir sektör ki getirdiğin de para, götürdüğün de para, döktüğün de para. Bunları yaparken tabi dediğim gibi bizleri çevreden kırbaçlayanlar oluyor ama biz en iyi şekilde kendimizi hem çevreye çok fazla zarar vermeden, hem sektörde başarıya ulaşmak için ve hem de katma değer oluşturmak için çalışmak durumundayız. 
Bize tepki veriyorlar ama bir buraya gelseler; sanayicilerin harcını- borcunu bilseler daha farklı olurdu. 

Çevre konusunda mermer ocakları ve ocak kapatılması durumları var. Ancak şu aşikâr ki dünyadaki bütün ülkeler böyle çalışıyor. Bunu da inkâr etmemek lazım. Blok satışların katma değerini yükseltmek için ne yapmak gerekiyor; yabancıları engellerseniz bu durum dünya ekonomisine ters düşer, engelleyemezsiniz?

ÇİÇEK: Blok mermer  satmaktan önce en büyük sıkıntı, Çinlilerin yaklaşımı. Çünkü artık Çinliler gözünü açtı ve biraz elini- ayağını bu işten çektiler; yani biraz uzak durmaya başladılar.  Artık yeni yasalarla Çinliler burada kendi ocaklarını açıp, kendi mermerlerini çıkarıp, o mermerleri götürüp Çin'de satıyorlar. Keşke şu anda bunu engelleyen bir imkan olsa fakat küresel dünyada böyle bir davranış olmaz. Bu mermeri işini Çinliler yaptığı zaman katma değer Türkiye'de kalmıyor. Onların burada çalıştırdıkları işçiler haricinde hiçbir geliri yok. En büyük sıkıntı bu. Şu anda bizim maliyetlerimiz çok yüksek. Mesela bir mermer bloğu düşünün, ben bu bloğu burada işlersem işleyip kasaya katıp, sattığım zaman 1.000 Dolar yapıyor, ama blok halde Çinliye sattığım zaman 2.000 Dolar yapıyor. Yani arada 2 kat fark var. Bu da neden, çünkü Çin devletinde işçi çok ucuz. Orada işçi 100 dolar aylık maaşla çalışıyor, o işçiler için Sigorta ücreti yok, hiçbir ek masraf yok.  Çünkü insan çok.

 Durum böyleyken bizim o insanlarla rekabet etme şansımız yok. Eğer ki bizim o insanlarla rekabet etme şansımız olsaydı; elektrik parasında, işçilik parasında, maliyet parasında, mazot parasında olsaydı şimdi her şey çok farklı olurdu. Ama Türkiye gelişmekte olan bir ülke. Bugün blok satışların önüne geçilmesi mümkün değil. Geçilirse bunlar yerli yatırımcılar zarar görür. Buna belirli bir kota uygulanabilir mi, yabancıya mesela Çinlilerin gizli ortakları var, bununla ilgili bir çalışma yapılması lazım. Bugün blok satışı bir anda kesilirse çoğu firma batar. Ayrıca ülkemize ithal edilen Çin malları da var. Biz Çin'e blok satıyoruz ama Çin'in de Türkiye'den satın aldığı birçok ticari ürün var. Hatta üç katı olduğu söylüyorlar. Çin'e 10 milyar dolarlık ithal ediyorsak 30 milyar dolarlık ihraç ediyoruz yani.

 

Yabancılar konusunda düzenleme yapılması gerektiğini mi düşünüyorsunuz?

ÇİÇEK: Evet, yabancılar konusunda bir önlem alınması gerekir. Zaten önlem alınmazsa 4- 5 yıl sonra hiçbir yerli yatırımcı Çinlilerle yarışamayacak. Bu şimdiden başladı. Mesela bugün Çinlilerin çoğu Türkçe'yi öğrendi. Burada konuşarak bir ortak buluyorlar, götürüyor kendi ocağında taşı satıyor yani kimseye faydası olmuyor. Sadece Burdur bölgesinde Çinlilerin 10- 15 tane ocağı var.  Isparta'da buradan daha fazla. 

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Çinlilere ocak vermekle bindiğimiz dalı kesiyoruz.
ÇİÇEK: Son günlerde çıkan yasalarla birlikte ocak açma şartları çok zorlaşıyor. Sanki Çinlilere ocak vermekle bindiğimiz dalı kesiyoruz. İkincisi üretim yapan bir ocakta, yeni açılacak ocaklarda bürokrasi işleri çok. Sıfırdan bir ocağın başlaması için 2 yıl geçiyor. Bence bu kadar bürokrasiye hiç gerek yok çünkü bu sektörden hem devlet hem de millet para kazanacak.  
Çinliler konusunda bildiğim bir olay var; Çinli bir firma  başka bir Çinli şirkete burada blok satıyor. Mesela bir tanesi benden blok alıyordu, şimdi Diyarbakır'dan ocak satın aldı ve kendi mermerini çıkartıyor. Ben blok satıyordum, şimdi hem kendisi ocak açtı hem de Çinlilere blok satmaya başladı. Bu çok ilginç. Bunun önüne geçilmesi lazım. Geçilmezse buradaki yerli yatırımcının işi çok zor. 







 
Son Eklenen Haberler