YÜREK YARASI

12 Eylül 2012, Çarşamba 13:56

     

YÜREK YARASI 

Acı Ertelenmemeli, Ertelendikçe Büyür, Büyüdükçe Acıtır. Acının Sonrası Alışmaktır. Bu sayıda köşe yazmakta zorlandım. Çünkü üst üste aldığımız acı haberler insanı gerçekten bunaltacak noktaya getirdi. Uzun bir süredir, nefes almakta zorlanıyorum. Bu nefes alamamak hastalıktan değil ülkemizde ve sektörümüzde yaşadığımız kayıplarımızdan dolayıdır. Hepimizce de malumdur ki insanoğlu doğar büyür, yaşar ve ölür. Doğru bunun üzerine kurulan yaşamda iyi ve kötü insanları törpüler. Yaşadıklarımız birer örnek olur. Bunun adı da hayatımızdaki yaşadığımız tecrübelerimiz diye adlandırılır. Dünyaya geldiğimiz ve yaşama başladığımız ilk günlerden itibaren bağlanmaya başlarız. Bağlanma, güven demektir, emniyet demektir ve bizim bunlara ihtiyacımız vardır. Bağlanma herkese ve her şeye olmaz. Önemli kişilere ve önem verdiğimiz şeylere bağlanırız. Önce annemize, babamıza, öğretmenimize, bazı arkadaşlarımıza, sevgilimize, eşimize, çocuklarımıza, işimize, ülkemize bağlanırız. Onlar güven demektir. Onlar sığınacak bir liman demektir. İstesek de istemesek de onları kaybetme korkusu bizi ürpertir. Korkarız, içimiz de anlam veremediğimiz bir yürek yarası ve sızısı hissederiz. Onun adını bir türlü koyamayız. Daha doğrusu koymak istemeyiz. Çünkü gerçek olan bir şey ver ki o da kaybetmektir. Gün gelir, istemesek de onları kaybetme tehlikesiyle karşılaşırız ve kaybederiz. Kaybettiklerimiz karşısında kişi de oluşan öfke, korku, bunaltı sıkıntı yaratır. Tüm bu sürece yas tutmak denilir. Herkesin, her toplumun yas tutması şekil, şiddet, içerik olarak farklıdır. Ama yas tutmak gerekir. Eğer kişi veya toplum yasını tutamaz ve tamamlayamazsa hasta olur. Yas ertelenir, büyür, sürer ve sürerken bambaşka sorunlar olarak durur yaşamın içinde. Kaybı kabul etmek zordur. Kabul edemediğimiz sürece yası yaşamak, yasımızı yaşayamadığımız sürece de gerçeğe dönmek daha da zordur. Kimi zaman yitirmediğimizi iddia ederiz kaybımızı kabullenmemek için. Ölümse ölmemiş sayarız, ayrılıksa gitmemiş gibi davranırız, kayıpsa olmamış gibi. Ya da değerini düşürüp, kaybımızın yasımızdan vazgeçeriz. Ölen insan hakkın rahmetine kavuştu, vadesi dolmuştu deriz. Ölen zaten önemli değildir, tıpkı gidenin değersiz, hatta kötü olduğu gibi. Hiç sevmemişsinizce sine, hiç bağlanmamışçasına, hatta bazen hiç olmamışçasına kaybımızı yadsırız. Oysa kabullenmemiz gerekir. Bu kabullenme söylemde değil, içimizde, yüreğimizde olduğunda önemlidir. "Evet, yitirdim ve bir daha olmayacak" denilebildiğinde. Kabullenmek yetmez. Kaybetmek acıdır ve acı yaşanarak tüketilir. Acı ertelenmemeli, ertelendikçe büyür, büyüdükçe acıtır. Acının sonrası alışmaktır. Yokluğa alışmak, kaybedilensiz yaşamak demektir. Annem ve babam olmadan yaşayamam diye düşünürüz yaşarsınız. "Eşim, sevgilim olmadan ben de olmam " deriz varlığımızı buluruz. Alışamaz isek eksik hisseder, yaşamı eksik sürdürürüz. Alıştığımızda son aşama kalmıştır önünüzde, yas sürecini sağlıklı tamamlamak için kaybımızı duygusal yaşamımızdaki yerine koyarak yaşama devam etmek. Sonra yas süreci biter. Yani onu gerekli yere koyup, yaşama devam etmeye başladığınız zaman yasın bittiği zamandır. Bu, kaybı unutmak ya da yerine başka bir şey koymak değildir. Onun yeri hep durur. Çınar ağacı gibi veyahutta yaprak dökümü gibi kayıplarımız arkası arkasına geldi çok üzüldük. İçimizdeki buruk acı bizleri yorgun ve halsiz bıraktı. Kemal YENER beyi ve Atıcı Mermerin ortaklarından Murat ATICI’ ya ayrıca Mustafa Mermerci nin Babasına Allahtan rahmet kederli ailesine sabır tüm dost ve yakınlarına başsağlığı dilerim. Bitmek tükenmek bilmeyen terör saldırıları ile hayatını kaybeden tüm şehitlerimize Allahtan rahmet kederli ailelerine sabır ülkemize de baş sağlığı dilerim. Terörü kınıyorum….  






 
Son Eklenen Haberler