İTALYA'NIN VENETO BÖLGESİNİN EN ŞİRİN VE...

17 Kasım 2011, Perşembe 17:01

     

İtalya'nın Veneto Bölgesinin En Şirin Ve Aşk Kokan Şehri Verona

Dünya Türk mermerini taçlandırırken, bizler doğal taşımızın ve mermerimizin kıymetini yeterince biliyor ve tanıtabiliyor muyuz? İşte bütün mesele bu… Gezi yazısı yazmak sanki biraz baydı; Okuyan varsa eminim onlar da bıkmıştır. Aslında yazmak sıkıcı değil de, her şehri ayrı ayrı yazmak zor gelmeye başladı. Bu sayımızda sizlerle İtalya’yı geniş bir yelpaze de gezdireceğim. Her yıl olduğu gibi Türk Mermer Sektörü ve Mermer Sanayisi olarak İtalya Verona Marmomacc fuarındayız. Her sene katıldığımız fuarı şimdi yazarken tekrar yaşıyorum ve bu çok hoşuma gidiyor. Amma ve lakin biran evvel bitirmeyi de çok istiyorum ne yalan söyleyeyim. Biraz da başka şeyler yazmak istiyorum. Düşününce ülkemizi ve sektörümüzü dünya da temsil etmek benim bu dünyada en sevdiğim şey. Başka ne yazabilirim ki. 2,5 saat kadar süren uçak yolculuğundan sonra, bir de 1 saat lik araba seyahati, ardından Verona’ ya varıyoruz. Burada Roma'daki Collesium gibi bir yapı bizi karşılıyor. Arena idi. MÖ 30'da yapılmış. Hala konserler için aktif olarak kullanılıyormuş. Ama önce fuar alanı diyoruz ve kontrole gidiyoruz. Meydan da bir şenlik havası var. Hepimiz 2 gün sonra açılacak fuar için bir an önce stant işlerimizi bitirip yol yorgunluğunu atmak istiyoruz. Gerçi artık kapıdaki görevliye kadar herkes tanıdık. O nedenle büyük bir imece ile her sene olduğu gibi görevlerimizi yerine getiriyoruz. En son Standımıza Türk bayrağını astıktan sonra ziyaretçilere dağıtılmak üzere aldığım nazar boncuklu anahtarlıkları kontrol edip 2 günün bütün yorgunluğu, birden tatlı bir huzura dönüşüveriyor. Adige nehrine kadar geze geze otelimize gidiyoruz. Burada Arco di Gavi yer alıyor. Napolyon Bonapart bu zafer takını (anıtı ) yıkmış, fakat daha sonra aslına uygun olarak tekrar yapılmış. Nehri izlerken Romalılardan kalma Ponte di Pietro adındaki köprüyü görüyoruz. Verona aslında Romeo ve Juliet'in yaşadığı şehir olmasıyla ünlü. MÖ.550 yılına kadar giden yerleşim ve bir yönetimden diğerine geçen maceralı tarihi ile dar sokaklarında dolaşmaktan, tarihi mekânlarla iç içe olan kahve ve restaurantların da vakit geçirmekten keyif alacağınız, kuzey-doğu İtalya’nın şirin bir şehrindeyim. 1797 yılında Napolyon tarafından ele geçirilen Verona bir yıl sonra Avusturyalılara ve en sonunda 6 hafta savaşlarından sonra 1866’da nihayet İtalya’ya geçmiş. Verona şehri yaşadığı huzurlu ortamı Nazilerin şehirdeki Yahudilerin işyerlerini kapatıp toplama kamplarına yollaması ile tekrar bozulmuş. Fransız kralı XVI. Louis ve kraliçe Marie Antoinette’in 1789 Fransa devriminden kaçarak Verona’ da saklanmaları ve sonrasında yakalanarak asılmaları kaldı aklımda bir şarkı sözü gibi, bir de “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” sözü Antoinette’in. 250 bin kişinin yaşadığı Verona 2000 yıllık tarihinden gelen bütün yapıları özenle koruyarak nüfusunu kat kat aşan turisti çekmekte. Daracık sokakların sonunda varılan şaşırtıcı meydanlar-heykeller-binalar, şehrin içinden dolanarak giden Adige nehrinin verdiği güzellik. Roma döneminde ( MS.50 )Gladyatör gösterilerinin yapıldığı, İtalya’nın 3. büyük amfitiyatrosunda Arena’da bir opera seyredebilir, Ortaçağ havasını hissedebileceğiniz dar sokaklarında dolaşırken karşınıza çıkan Romeo&Juliet evine ulaşabilir, sizde böyle bir aşık bulmanız ve aşık olmanız dileği için duvarına bir şeyler asabilirsiniz bu duyguyu daha fazla hissetmek istiyorsanız bilet alıp evin diğer katlarını da gezebilirsiniz. Meydanın simgesi aslanlı çeşme. İtalyanlar pazarlaması iyi, bir hikâyedir gidiyor. Yoksa bizim FERHAT İLE ŞİRİN -KEREM İLE ASLI ve niceleri bence en gerçek tarihimiz. Mazgallı siperleri olan Adige nehri üzerindeki köprüyü Ortaçağ’a zaman yolculuğu yapar gibi üzerinden yürüyerek geçip Porta Borsari adlı şehir kapısından girip şirin-küçük Piazza dele Erbe meydanına ulaşabilirsiniz. Meydanın simgesi aslanlı çeşme, önünde arkanıza fon olarak koyacağınız (Jupiter, Mercury, Venus, Apollo, Hercules and Minerva)heykellerle süslü 1668 yılından kalma Palazzo Mafei binasını alabilirsiniz. Binalardan bakışlarınız çevreye odaklandığında, meydandaki hediyelik eşya satıcılarından gezinizi simgeleyecek hediyelerden birini seçebilir, kafelerin birinde yorgunluk kahvesi içebilirsiniz. Tarihin en güzel aşk hikâyelerinden birine ev sahipliği yapmış. Aracınıza atlayıp bu kez de şehre kuşbakışı bakmaya, tepeye doğru yola çıkıp güneşin batışına kadar şehri fotoğraflayıp (biraz önce) saatlerce sokaklarında dolaştığınız yerlerin orası mı burası mı olduğunu arkadaşınızla konuşurken Eylül güneşinin şehrin ufkunda kızıllaşarak batarken son fotoğraflarını kaçırmazsınız. İtalya'nın Veneto bölgesinin en şirin ve aşk kokan şehri Verona. Venedik için aşıklar şehri deniyor ama bence burası daha bir aşk kokuyor Venedik’e göre. Çünkü tarihin en güzel aşk hikâyelerinden birine ev sahipliği yapmış, UNESCO’nun “dünya mirası” listesinde yer alan Verona’ yı ünlü yapan da ‘Romeo ve Juliet’ hikâyesidir zaten. Verimli Po ovasında yer alan şehir, İtalya’nın en büyük sanayi, ticaret ve moda merkezi olan Milano ile Venedik arasında yer alıyor. Zengin bir geçmişe sahip şehrin nüfusu 250 bin. Tarihin her dönemine ait şık ve zarif bir tarzla inşa edilmiş evler, binalar, meydanlar ve hareketli alışveriş mekânlarıyla tarihin yaşatıldığı ilginç bir kent. Herkes Mazzini caddesine ve yerdeki mermer kaldırımlara hayranlıkla bakar. Tarihi MÖ 4.yy dayanan Romalıların harika eserler bıraktığı ve bu eserlerin halen o dönemdeymiş gibi korunduğu mermer ve Arnavut kaldırımlı sokakları, şık mağazaları ve şık giyimli insanlarıyla, restoran ve kafeleriyle hoş zengin bir İtalya şehri. Herkes Mazzini caddesine ve yerdeki mermer kaldırımlara hayranlıkla bakar. Bizde Este altı taşları atacak yer bulamayız. Şehre ilk adım attığınızda oldukça fazla gezi otobüslerinden ve kısa boylu, boynunda fotoğraf makinesiyle bize çekik çekik gülümseyen insanları gördüğümüzde, burasının oldukça turizme hizmet ettiğini hemen anlıyorsunuz. İlk olarak bizi büyük bir meydan olan Bra Meydanı karşılıyor. Bu çok geniş meydanda birçok kafe, restorant ve hediyelik eşya satan dükkânlar mevcut. Bra meydanında hemen dikkatimizi çeken eserlerden birisi kuşkusuz Roma İmparatorluğu döneminden kalan o dönemlerde gladyatör gösterilerinin yapıldığı İtalya’nın 3.büyük amfitiyatrosu. Aynen Roma’da olduğu gibi Verona’da da arenanın çevresinde "Roma askeri" kostümlü insanlar turistlerle fotoğraf çektirip bahşiş almaya çalışıyorlar. Uzaktan arenanın fotoğrafını çekerken bile arkalarını dönüyorlar, para almadan kendilerini çektirmemek için. Mazzini Caddesi İtalyan sitili giysilerin, marka mağazaların olduğu, sadece yaya trafiği olan bir cadde. Araba trafiğine kapalı olması nedeniyle motor gürültüsü olmadan keyifle dolaşılabilecek, yorulunca bir kafede nefis cappicino içilebilecek hoş bir cadde. Bu caddenin sonunda "Piazza delle Erbe" çıkıyor karşımıza. Erbe Meydanı, İtalya'nın en fotografik meydanlarından biri. Erbe Meydanı, İtalya'nın en fotografik meydanlarından biri. Mazgallı siperleri olan Adige nehri üzerindeki köprüyü Ortaçağa zaman yolculuğu yapar gibi üzerinden yürüyerek geçip Porta Borsari adlı şehir kapısından girip. Meydanın simgesi aslanlı çeşme önünde arkanıza fon olarak koyacağınız (Jupiter, Mercury, Venus, Apollo, Hercules and Minerva) heykellerle süslü 1668 yılından kalma Palazzo Mafei binasını buluyoruz. Madonna Verona Çeşmesi (1368) meydanın ortasında tüm güzelliğiyle duruyor. Hemen yükselen kule, 83 m. yüksekliğiyle Verona'nın en yüksek kulesi "Tower Lamberti" Yapımına 1172 yılında başlanmış ve asırlar sürmüş. Shakespeare'in meşhur Romeo ve Juliet hikâyesinin yaşandığı şehir Verona. Şehirdeki Juliet’in balkonlu evi turistlerin ilgi odağı. Evin bahçesinde bir de Juliet’in bronzdan bir heykeli bulunuyor. Heykelin sağ göğsünü okşayanlara şans getireceğine inanılıyor. Bunun için günün her saatinde Juliet’e sarkıntılık yapan birilerini görebilirsiniz. Juliet’ in evi özellikle uzak doğudan gelen çekik gözlü insanların ilgi odağı, Sheakespare buralarda oldukça okunuyor olsa gerek… Kan davalı iki ailenin çocukları olan Romeo ve Juliet'in hikâyesinden bahsetmek istiyorum biraz. Olay 16. yüzyılda yaşanır: Varlıklı ve ünlü iki İtalyan ailesi Capuleti’ler ile Montecchi’ler yıllardır devam eden kan davası nedeniyle birbirlerine düşmandırlar. Montecchi ailesinden Romeo, Capuleti’lerden Juliet’i görür görmez âşık olur ve bir rahibin yardımıyla gizlice nikâhlanırlar. Bu arada iki aile arasındaki kan davası devam etmektedir. Nikâh sonrası şehir meydanında çıkan bir kavgada araya giren Romeo, kendi ailesinden bir ferdi öldürülmesi üzerine Juliet’in kuzenini öldürür. Capuleti ailesi de intikam yemini eder. Romeo bunun üzerine şehri terk ederek Mantua’ya gider. Juliet, ailesi tarafından Kont Paris’le evlendirilecektir. Genç kız, bundan kurtulmak ve Romeo ile kaçmak için ilaç içerek ölü taklidi yapar. Romeo döndüğünde Juliet’in öldüğünü zanneder ve zehir içerek canına kıyar. İlacın etkisi geçtikten sonra uyanıp Romeo’nun cesediyle karşılaşan Juliet de intihar eder. Verona şehrinde geçtiğine inanılan bu hikaye, ilk kez 1524 yılında şair Luigi da Porto tarafından kaleme alınmış. 60 yıl sonra da İngiliz yazar William Shakespeare “Romeo ve Juliet” adıyla tiyatro oyununa dönüştürmüş. 13. yüzyıla kadar uzanan bir geçmişe sahip Capuleti ailesinin evi 1905 yılında belediye tarafından satın alınmış ve şu an onun mülkiyetinde. 70 yıl önce restore edilerek bugünkü görünümünü kazanmış. Ünlü balkonu da Shakespeare’in eserinden esinlenilerek o tarihte ilave edilmiş. Bu balkonda fotoğraf çektirmek için sıra beklemeniz bir de 3 Euro ödemeniz gerekiyor. Eserde kullanılan Juliet’in yatağı da alınıp bu eve getirilip aynen konulmuş. Bahçe girişindeki duvarlar, her dilden mesajlar ve üzerine not yazılmış kâğıtlarla dolu. Sizde böyle bir aşık bulmanız ve aşık olmanız dileği için duvarına bir şeyler yazabilir veya asabilirsiniz. Mesajlar arasında Türkçe olanlar da gözümüze çarpıyor. Kimileri isim, kimileri şiir ya da not yazmış. Yetkililer duvarların bu şekilde kullanılmasından yakınıyorlar ama bunun önüne geçememişler. Zaman zaman temizlemişler fakat kısa sürede tekrar dolmuş. Biz gördüğümüzde de duvarlarda yazı yazılacak yer kalmamış, artık yapıştırma mesajlar göze çarpıyordu. Montecchi’lerin evi de Capuleti’lerin evine çok uzak değil. Yürüyerek birkaç dakikada ulaşılabilir. Via Arche Scaliger Caddesi üzerinde 4 numarada. Ancak burası ziyarete açık değil, Juliet’in evine gösterilen ilgi burada yok. Yani dünyadaki rakiplerimiz epey zayıflamışken her zaman övündüğümüz, %40 rezervi bizde dediğimiz doğaltaşımızı tam bir gösteri ile fuar boyunca bir noktaya taşıyamadık. Türkiye' nin en büyük ihraç pazarları olan Amerika Birleşik Devletleri’nde patlak veren kriz sonrasında, Avrupa ülkelerinin neredeyse tamamında baş gösteren finansal ve ekonomik sıkıntılı bir süreç. Türk Doğal taş Sektörü için, Verona’ da düzenlenen 46. Marmomacc Doğaltaş ve Teknolojileri Fuarı aslında bir çıkış noktası idi."Bütün Renkleriyle Türkiye" olsa da, bu fuarda kırmızının baskın renk olduğunu söylemek mümkün değil sanırım. Bu yılki Türkiye de tüm renkler kullanılırken, fuarda gözler; biraz mavi, biraz yeşil, biraz sarı, biraz turkuaz. Her rengi aradı. Yani dünyadaki rakiplerimiz epey zayıflamışken her zaman övündüğümüz, %40 rezervi bizde dediğimiz doğaltaşımızı tam bir gösteri ile fuar boyunca bir noktaya taşıyamadık. İlk yapmamız gereken özellik, genel kullanıcıların ve alıcıların Ülkemizi tercih sebebi yapmasıdır. Önce bunu başarmalıyız. Denizli, Muğla, Diyarbakır, Balıkesir, Afyon, Burdur gibi çeşitli kentlerden tonlarca mermeri taşıyarak fuara gelen firmalar; global krize aldırmadan işlerini büyütmeyi, yurt içi ve yurt dışında yeni pazarlara açılmayı hedefleyenlerdendi. Bu normal bir hedef. Mermer üretiminde dünya yedincisi olan ve ihracatta sekizinci sırada yer alan Türkiye; 290 çeşit doğal taşı ile kıskanılacak kadar zengin bir ülke. Ancak Dünya Türk mermerini taçlandırırken, bizler doğal taşımızın ve mermerimizin kıymetini yeterince biliyor ve tanıtabiliyor muyuz? İşte bütün mesele bu… İtalyanların, en büyük korkusu ise Türk firmaların tasarımda rakip olmaları. İtalyanların, en büyük korkusu ise Türk firmaların tasarımda rakip olmaları. Mermer sektörün bilen çok ama el uzatan yok. Doğal taş ve mermer tozunu yutmuş firmalar bireysel çabalar ile ilerliyorlar. Devletin böylesine zor ve riskli bir sektör için fazla bir çaba göstermediği çok açık. Dolayısıyla beklentiler çok fazla. Her şeyi de devletten beklememek lazım. Her piyasada olduğu gibi Çinlilerin mermer piyasasına hakim olduğunu, hatta bizim de eksenimizin Çine kaydığı acı bir gerçek. Verona Marmomacc Fuarı’nda Türk firmalarının stant konusunda, kendilerini iyi ifade edemedikleri doğru, buna karşı stant içi neler yapılıyor ona bakmak lazım. İtalyan mermer firmalarının ise gerek tasarım ve pazarlama, gerek teknoloji anlamında harikalar yarattığı kesin bir gerçek, biz ne yapıyoruz??? Ayrıca standlarda farklı bir pazarlama stratejisi uygulayan İtalyanların Türk firmalardan çok çekindiği doğru. Kaplama ve döşeme malzemesinden çok tasarım satmaya çalışan İtalyanların, en büyük korkusu ise Türk firmaların tasarımda rakip olmaları. Bu konuya dikkat etmek gerekir. Teknoloji ve tasarımı mükemmel bir uyumla birleştiren, İtalyanlar ve diğer ülkeler bizden bir adım her zaman öndeler. Yine söylüyorum Dünya rezervinin % 40 bizde.

Fuarın Tek Türk Makinacısı TOKSEL MAKİNA

Tamamı yerli ve yüksek teknoloji ürünlerini sergileyen TOKSEL MAKİNA TEK. MALZ. SAN. TİC. LTD şirketi İhracat Departman Müdürü Yusuf KANAT açıklamasında “ Üretimini yapmış olduğumuz spesifik bütün mermer üretim makinelerimiz konusunda çok büyük ilgi gördük bu da şevkimizi ve heyecanımızı daha da arttırdı. Fuar üretimini yapacağımız yeni mermer makineleri için, planlarımızı hızlandırdı. Afrika, Amerika ve Ortadoğu kıtası ağırlıklı olmak üzere dünyanın birçok ülkesinden talepler aldık. Fuarda mermer makine firması olarak tek katılımcıydık. Bu bizi gururlandırdı. Fakat isteğimiz bundan sonra ki fuarlarda diğer Türk Makine firmalarının olmasını da arzu ediyoruz. Ar-Ge’ ye önem veren bir firma olarak 50 bin civarında ziyaretçinin bulunduğu, mermer alanında dünyanın en büyük fuarında standımızı bin’e yakın kişinin ziyaret etmesi bizi sevindirdi ” dedi. TOKSEL MAKİNA YÜKSEK KALİTESİ İLE YERLİ ÜRÜNLERİN İYİ OLMAYAN İMAJINI ORTADAN KALDIRDI. Bu tür fuarlara katılmanın ekonomik olarak oldukça külfetli olduğunu dile getiren KANAT, “Yurt dışı fuarlarının ekonomik anlamda oldukça külfetli olması, bu nedenle de üretim alanında son zamanlarda artan teşvik ve desteklerin daha da artması gerektiğini düşünmekteyiz. Fuara katılan birçok firma ile görüştüğümüzde kendi ülkelerinden ciddi teşvikler alarak desteklendiklerini gördük. Temel amacımız yüksek teknoloji alanında beyin gücü ile sanayinin bir araya gelip katma değeri yüksek endüstriyel ürünleri pazara sunmaktır. Ülkemize ve gelecek nesillere kalıcı eserler bırakmak istiyoruz. Ürünlerimizin dünyada emsali olmayan ürünler olması, yüksek kalitesi ile yerli ürünlerin iyi olmayan imajını yükselttiğimizi düşünüyoruz” şeklinde konuştu.






 
Son Eklenen Haberler