UNUTKANLIK

17 Kasım 2011, Perşembe 10:13

     

2008 krizinde bir hayli sıkıntıya düşen ve bir türlü derdini tam olarak dile getiremeyen mermer sektörü, son bir yılını göreceli olarak iyi geçirdi diyebiliriz. Çabuk toparlandı demek daha doğru olur sanırım. Ancak bizlerin temel bir eksikliği var ki o da çabuk unutmak. Toplumumuzun en büyük eksiği unutma hastalığı belki de… Neleri unutuyoruz? Öncelikle kötü olanı. Anımsamak istemediklerimizi çabuk unutuyoruz. İyi ve güzel şeyler ise her zaman aklımızda yer ediyor. Hiç unutmak istemiyoruz. Hatta bazen şımarıyoruz da. Kötü olan bir daha hiç gelmez sanıyoruz. İşte o zaman biraz sorumluluklarımızı da unutuyoruz. Şimdi ne demek istiyoruz biraz daha açalım. Öncelikle krizde sektör olarak yaşadıklarımızı çabuk unuttuk. Ansızın olmamasına karşın, göstere göstere gelmesine karşın krize kötü yakalandık. Ocaklar kapandı, fabrikalar ya durdu ya da vardiya azalttılar. İşçi çıkarttılar. Sektör küçüldü. Zorlandı. Sonra krizin etkisi azalmaya başlayınca tekrar toparlanmaya başladık. Marble 2011 sonrası yüzler gülüyordu. Herkes memnundu. Hiç bu kadar iyi bir fuar geçirmediğinden söz ediyordu herkes. Blok üreticileri bir kat daha mutluydu. Talep çoktu çünkü. Hemen yeni iş makineleri sipariş edildi. Çinliler ocaklar arasında mekik dokuyordu. Fabrikalar ikinci planda kalıyor, işin aslı pek de itibar görmüyordu. Sonra bir şeyler oldu. Çinliler azalmaya başladı. Alım talepleri eskisi gibi değildi. Hep birinci kalitede blok istiyorlardı. İkinci kalite bloklara bakmaz oldular. Artık eskisi gibi grup yaparız fikrine de sıcak bakmıyorlardı. Acaba tekrar fabrikalara mı önem vermemiz gerekiyordu? İşin aslı şu ki çok çabuk etkileniyoruz. İleriye dönük ve uzun soluklu programlar hiç yapmıyoruz. Geçmişteki olumsuzluklardan da ders almıyoruz. Bizim için ocaklarımız da fabrikalarımız da her zaman önemli olmalıdır. Yalnızca blok satarak ya da yalnızca işlenmiş ürün satarak geleceği inşa etmek olanaklı değildir. Çünkü küresel bakıldığında tüm kıtalara ürün gönderiyoruz. Zaten öyle de olmalı. Risk her zaman dağıtılmalı. Beş kıtada da var olacaksak blok olarak da işlenmiş ürün olarak da hizmet vermeliyiz. O halde yalnızca ocak ya da yalnızca fabrika yatırımını yeterli görmeyip hatta Pazar araştırması ve yatırımı da her zaman önceliklerimiz olmalı. Blok satışları iyi gittiği zaman fabrikalarımızı unutmamalıyız. Hep ayakta, dinamik ve pazara hitap edebilir olmalı fabrikalarımızda. Çünkü her pazarda, her üründe iddialı ve müşteriye hizmete hazır olmalıyız. Hazır olmalıyız ki günümüz koşullarında bir günde siyah ile beyaz kadar değişen ekonomik dinamikler bizi zora sokamasın. Her zaman alternatif Pazar ve ürünlerimiz olsun. Şu günlerde kur inanılmaz bir noktaya ulaştı. Kur bu kadar kısa sürede ve bu kadar hızlı yükseldiği zaman ben hep tedirgin olmuşumdur. Çünkü işin doğasına aykırıdır bu yükseliş. Kurun bu ani ve hızlı yükselişi ya eskiden beri baskı altında kalmasının bir sonucudur ya aslında çok şişirilmiştir ya da gerçek değeri burası ise çok geç kalmıştır gerçek değerini alabilmesi için. Bu konuyu uzmanları yorumluyordur mutlaka ama bizim dikkat çekmemiz gereken nokta şu ki; hızlı ve ani kur yükselişi aslında ihracatçının uzun vadede yararına olmamaktadır. Alıcı böyle bir yükselişte global ekonomik dengeleri test edebilmek için beklemeyi seçmektedir. Yeni projelere başlamaya korkmaktadır. Bu da işlerin bir nebze düşmesine neden olacaktır. Kış dönemine de gireceğimizi hesap edersek sürecin biraz daha zorlu geçeceğinin ilk göstergesi olmaktadır. Yüksek kur ayrıca girdi kalemlerimiz de artışlara neden olacaktır. Elektrik, motorin bunların başında gelmektedir. Ancak alıcılar kur artışı nedeniyle fiyat indirimleri istemeye başladılar bile. İşte en tehlikeli noktaya geliyoruz. Eğer kur yükseldiği için fiyat indirimleri yapılırsa ve yine girdi kalemlerindeki artış nedeniyle maliyetlerimizin artma eğilimi göstermesi yarın kurun yine çıktığı hızla düşmesi sonucunda sektörü inanılmaz derecede kötü bir noktaya taşıma olasılığı çok yüksektir. Bu nedenle unutmamalı ve unutturmamalıyız.






 
Son Eklenen Haberler