İbrahim Alimoğlu Müzik Müzesi

24 Eylül 2014, Çarşamba 12:21

     


Mermer sektörünün başarılı isimlerinden İbrahim Alimoğlu'nun büyük gayretleriyle kurulan müze bu güne kadar 15.000'inin üzerinde ziyaretçi ağırladı.

Alman Koleksiyoncu Dr. Wolgfang Ott'un bağışıyla birlikte Türkiye'nin en büyük müzik müzesi unvanını kazanan “Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Devlet Konservatuarı İbrahim Alimoğlu Müzik Müzesi”nde yapılan “Bağış Teslim Töreni”, 24-25 Nisan 2014 tarihlerinde gerçekleştirildi.

FOTO GALERİ İÇİN TIKLAYINIZ..

 İlk gün etkinlikleri, Devlet Konservatuarı Mezunları Derneği ve Konservatuar Yönetimi tarafından Besteci Prof. Dr. Yalçın Tura'ya Yaşam Boyu Hizmet Ödülü verilmesiyle başladı. Ödül töreninde AKÜ Devlet Konservatuarı Öğretim Görevlileri Özlem Elitaş, Ömer Bildik, Burak Kaynarca ve Kenan Savaş tarafından Yalçın Tura'ya ait eserler de icra edildi.

Ödül töreninin açılışında bir konuşma yapan AKÜ Devlet Konservatuarı Sahne Sanatları Bölüm Başkanı Doç. Dr. Emel Funda Türkmen “Yalçın Tura'nın Türk Müzik Tarihi Açısından Önemi” konulu bir konuşma yaptı. Türkmen konuşmasında, Türk müzik tarihinin 1826'dan sonraki dönemine bakıldığında Avrupa müziği etkileşimlerinin en üst düzeye ulaştığının görüldüğünü söyledi. Türkmen, “Yurt dışına gönderilen öğrencilerin tamamı Avrupa müziğine öykünen bir karakterle karşımıza çıkar. 

Türk müzik devrimi batılı bir yaklaşıma sahip olmalıdır gibi bir yanlış kanı, Cumhuriyet'in ilk yıllarında da kendisini gösterir” dedi. Atatürk'ün böyle bir düşünce öne sürmediğini ifade eden Türkmen, Atatürk'ün Türk müziğinin özde ulusal, yöntem ve teknikte çağdaş, nitelikte ise evrensel olmasını arzu ettiğini söylediğini aktardı.
 

Türkmen şöyle devam etti:
“1950'lerde kendi kuşakları içerisinde yine ancak birkaç bestecinin gerçekten özde ulusal, yöntem ve teknikte çağdaş, nitelikte evrensel sayılacak eserler verdiğini görürüz. İçlerinden birinin daha da öteye giderek, Türk müziğinin her dalına yönelik çalışma ve çabalarla Türk müziğinin nasıl geliştirilmesi gerektiğine yönelik en önemli örnekleri sunduğunu görürüz. Sayın Yalçın Tura'nın eserlerine baktığımızda bunu daha iyi anlıyoruz. Müziğin hemen her dalında her formda eser vermiş, ender bestecilerden biridir. Operadan, farklı yapıdaki oda müziği eserlerine, Türk müziğinin formlarına, müziğin pek çok dalıyla uğraşan herkes değerli müzik adamı Tura'nın bir eserini çalmış, söylemiş ya da dinlemiştir. Onun Türk müziği açısından önemi Türk müziğini özünü koruyarak geliştirmesinden, Türk müziğinin ezgisel yapısındaki büyüklüğü ve zarafeti en güzel şekilde işleyerek, çağdaş ve evrensel olmasını sağlamasında, kendi kültürüne yabancılaşmadan, içinde kalarak ama geliştirerek gelecek kuşaklara örnek olmasındadır.”
Türkmen'in konuşmasının ardından Prof. Dr. Yalçın Tura'ya AKÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hakkı Yazıcı ile AKÜ Devlet Konservatuvarı Mezunlar Derneği Başkanı Filiz Yıldız tarafından Yaşam Boyu Hizmet Ödülü takdim edildi.
Türkiye'de Enstrüman Müzeciliği Paneli Ödül töreninin ardından Kültür ve Turizm Bakanlığı Sanatçısı Ayhan Sarı'nın oturum başkanlığında “Türkiye'de Enstrüman Müzeciliği Paneli” gerçekleştirildi. Panele AKÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hakkı Yazıcı, AKÜ Devlet Konservatuarı Müdürü Doç. Dr. Uğur Türkmen ile akademisyenler ve öğrenciler katıldı.
Panelin açılış konuşmasını yapan Sarı, müzeciliğin toplumun müzik geçmişini göstermesi açısından önem arz ettiğini söyledi. Kemikten yapılma çalgıların 40 bin yıl önce Almanya'da bir mağarada bulunduğunu kaydeden Sarı, “2 bin yıl öncesine tarihlenen Sagalassos-Ağlasun çığırtması var ve Pekin'de bulunan 80 bin yıl öncesine ait üflemeli kemik çalgılarla aynıdır. Bu çalgıyı 2 bin yıl sonra ilk kez Güner Özkan gün ışığına çıkardı ve ilk kez seslendirdi” ifadelerini kullandı. Çalgıların toplumsal hayatta insanların eğlenmesinde, gülmesinde, duygulanmasında ve her türlü sosyal etkinliğinde en önemli araç olduğunu belirten Sarı, insanların tümünün var oluşundan itibaren çalgıları kullandığını ifade etti.

 

Müzik aletlerim benim çocuklarımdı
 Panelde ilk olarak söz alan Müzikolog Wolfgang Ott ise müzik aletleri koleksiyonunun çocukları olduğunu belirterek, “Her çocuk bir zaman gelir ve evini terk eder. Benim çocuklarım olan müzik aletleri koleksiyonum da bir süre önce evini terk etti. Benim açımdan çok acı olsa da bugün onları yeni evlerinde ziyaret ediyorum. O nedenle de mutluyum” dedi. Koleksiyonculuğa doğum gününde bir arkadaşının kendisine Fas'a ait “Rötar” isimli telli bir çalgı hediye etmesi ile başladığını anlatan Ott, “1923 yılında Alman Etnomüzikolog Gustacs'ın yazmış olduğu “Müzik Enstrümanları Kültürün Dışavurumudur” isimli kitabı beni çok etkiledi. Ben o kitabı okuduktan sonra her gittiğim seyahatte anı olarak enstrüman toplamaya başladım” diye konuştu. Ott, koleksiyonun giderek büyüdüğünü belirterek, “Bu bir koleksiyondan öte anlam taşıyor. Bu koleksiyon bize tarihi, ilişkileri ve daha pek çok şeyi anlatıyor. Sonrasında ise bu koleksiyonun küçük odalarda saklı olmaması gerektiğini ve başka insanlar tarafından görülmesi gerektiğini düşünerek müzeye bağışlamaya karar verdim” ifadelerini kullandı. Enstrümanlar arasında bir ilişki olduğunu anlatan Ott, “Örneğin Türkiye'deki sazın, Yunanistan'da yaşayan buziki adı verilen bir kız kardeşi var. Sazın İran'daki kuzenin adı ise setardır. Afganistan'da yaşayan büyük amcası ise tamburdur” diye konuştu.


Tüm çalgıların mutlaka bir öyküsü vardır
Müzikolog Güner Özkan ise konuşmasında çalgıların yaşamının insana benzediğini söyledi. İnsan gibi her çalgının da bir kaderi olduğunu ifade eden Özkan, “Tüm çalgıların mutlaka bir öyküsü, mutlaka bir hikâyesi vardır” dedi. Kendisinin bu düşünce ile yola çıkarak, geleneksel Türk çalgılarını 1970'li yıllardan itibaren toplamaya başladığını ifade eden Özkan, şöyle konuştu:


“Müzik aleti gerek yapısı, formu ve onun üzerindeki incelikler, tezinatlar ve ses vermesi ile birleşince muhteşem birer anıtsal eser haline geliyor. Onlar sadece birer kamıştan yapılmış, ney değil ya da kartal kanadı kemiğinden yapılmış bir çığırtma değil. Onlar insan gibi kendilerine göre bir canlılığı olan varlıklardır” ifadelerini kullandı. 
Dededen, atadan kalma müzik aletlerinin zaman zaman bir köşede bırakıldığını, onların bir zamanlar insanları coşturan, eğlendiren, düşündüren bazen ağlatan, bazen neşelendiren birer enstrüman olduğunu unutuluyor. Onu yapan usta veya onu icra eden sanatkâr ebediyete intikal edince torunları veya evlatları hatıra diye o müzik aletini bir köşede muhafaza etmeye çalışıyor. İkinci ve üçüncü nesilden sonra ise o müzik aleti fazla gelmeye başlıyor ve evin gereksiz eşyalarının saklandığı dolaplara yerleştiriliyor. Nüfus arttıkça dolaplara ihtiyaç doğuyor ve o bağlama, tambur, ud alınıp çatı katına götürülüyor ve orada çalgının kaderi sona eriyor. Ben de o müzik aletlerini sanki canlı gibi görüp toplamaya başladım.”
Yurt dışında pek çok çalgı aletleri müzelerinin kurulduğuna şahit olduğunu anlatan Özkan, “İlgi de görüyordu. Maalesef ülkemizde böyle bir müze yoktu. Ben de böyle bir müzede çalgılarımın sergilenmesine karar verdim. Sonuçta küçük, basit ve gereksiz gibi gelen ama folklorik bir önemi olan ses veren her objenin titizlikle korunması ve saklanması gerektiğine inanıyorum”  ifadelerini kullandı.

 

Çalgılar yapıları, icra teknikleri ve icra edildikleri bölgelere göre sınıflanır
 İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı, Müzikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gözde Çolakoğlu Sarı ise çalgıların toplumların kültürel varlıkları olduğunu söyledi. Çalgıların yapıları, icra teknikleri ve icra edildikleri ülke ve bölgelerine göre sınıflandırıldığını ifade eden Sarı, “Çok çeşitli sınıflandırmalar var. Yapı ve tekniğe göre şekillenen ciddi sınıflandırma sistemleri ile birlikte çalgı türlerinin coğrafi bölgelere has özelliklerle çeşitlendiği ve isim, şekil ve yapı varyasyonlarıyla farklı coğrafi bölge ve müzik türlerinde icra edildiği görülmektedir” dedi. Sarı, bu açıdan çalgı aletlerinin sınıflandırılmasında icra edilen bölgeler ve toplumların payının öne çıktığını söyledi. Sarı sunusunda nüfus mübadeleleri, göçler ve farklı topraklarda kurulan hâkimiyetlerin, coğrafi yakınlıklar ve kültürel etkileşimlerin benzer çalgı aletlerinin yakın coğrafyalarda benzer özelliklerle çalınmasına vesile olduğunu da sözlerine ekledi.

 

20 yıl önce Kültür Bakanlığı çalgı aletleri müzesi açmak istedi
 Son olarak söz alan Prof. Dr. Yalçın Tura ise 20 yıl önce Kültür Bakanlığı'nın bir çalgı aletleri müzesi kurmak istediğini ve kendisinin de bir ekip içinde görevlendirildiğini belirterek, “Çok uzun yıllar yazdık, çizdik, gezdik. Müzeye uygun yer aradık. Orası olmaz, burası olmaz dendi ve o müze kurulamadı. Bugün İzmir'de bir çalgı aletleri müzesinin oluşması ardından burada konservatuvar bünyesinde Ott'un katkılarıyla bir müze kazandırılması sevindirici ve onur verici bir olay” dedi.


Eski çağlarda insanların mezarlarına çalgı aletleri ile birlikte gömüldüğünü de ifade eden Tura, “Mısır firavunu Tutankamun'un mezarından çıkan bir altın trompetin, BBC stüdyolarında nasıl seslendirildiğini ve hala pırıl pırıl ses verdiğini videodan izlemiştim” diye konuştu. Çalgının bir topluluk içinde kullanımında göz önünde tutulması gereken bir takım ölçütlerin var olduğunu ifade eden Tura, bunlardan birinin ses hacmi olduğu söyledi. Ney ya da kemençenin yüksek sesli çalgılar olmadığını ifade eden Tura, “Bizim çalgılarımız oda müziği çalgısıdır. Küçük bir hacim içinde az sayıda kişinin bir araya gelmesiyle yapacağı bir müzik. Bunun için ince saz denmiştir” ifadelerini kullandı. Tura konuşmasında çalgının genliğinin ve çalgının renginin de bir topluluk içindeki kullanımında göz önünde tutulması gereken ölçütlerden olduğunu sözlerine ekledi.


 “AKÜ Devlet Konservatuvarı İbrahim Alimoğlu Müzik Müzesi” Bağış Teslim Töreni
 25 Nisan 2014 tarihinde ise Alman Koleksiyoncu Dr. Wolgfang Ott'un bağışıyla birlikte Türkiye'nin en büyük müzik müzesi unvanını kazanan “AKÜ Devlet Konservatuvarı İbrahim Alimoğlu Müzik Müzesi”nde düzenlenen “Bağış Teslim Töreni”ne katılan Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burhanettin Çoban, AKÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Solak ile Konservatuvar öğretim elemanı ve öğrencileri, başta İşadamı İbrahim Alimoğlu ve Dr. Wolfgang Ott olmak üzere çok sayıda koleksiyoncunun bağışladığı eserleri yerinde görme fırsatı yakaladılar. Törenin açılışında Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burhanettin Çoban, AKÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Solak, İşadamı İbrahim Alimoğlu ve Alman Müzikolog Wolfgang Ott da birer konuşma yaptılar.

Kocatepe Akademik Orkestra Konseri
Aynı günün akşamında ise ANS Kampüsü Güzel Sanatlar Fakültesi İbrahim Küçükkurt Konferans Salonunda “Kocatepe Akademik Orkestra”sınca icra edilen “Oğuzhan Balcı Eserleri Konseri” düzenlendi. Şefliğini Oğuzhan Balcı'nın, solistliğini ise Uğur Erdem Ürer'in yaptığı konsere Afyonkarahisar Valisi İrfan Balkanlıoğlu, Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burhanettin Çoban, AKÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Solak, Dr. Wolfgang Ott, İşadamı İbrahim Alimoğlu, AKÜ Devlet Konservatuvarı Müdürü Doç. Dr. Uğur Türkmen, akademisyenler ve çok sayıda Afyonkarahisarlı sanatsever katıldı.
Konser başlangıcında Vali Balkanlıoğlu, Başkan Çoban ve Rektör Solak tarafından “AKÜ Devlet Konservatuvarı İbrahim Alimoğlu Müzik Müzesi”nin oluşum sürecinde katkıda bulunan Dr. Wolfgang Ott, İşadamı İbrahim Alimoğlu ile AKÜ Devlet Konservatuvarı Öğretim Elemanı Burhan Kul'a katkılarından dolayı teşekkür belgesi ve hediye takdim edildi.
Orkestrada Hicret Çöl (Konzertmeister), Gülen Ege Serter, Şeniz Aybulus, Levent Yüksel I. kemanda; Metin Buzduğu, Zafer Kurtaslan, Ozan Dinç, Şenol Aydın II. kemanda; Lev Krillov, Esengül Karademir, Mehmet Usluer viyolalarda; Joseph Gyröffy, Marzena Kızılay, Sevi Sezgi Kıran viyolonsellerde; kontrbasta ise Anatoly Bodnar yer aldı.
İsmail Dede Efendi'nin “Yine Bir Gülnihal” adlı eseriyle başlayan konser, Oğuzhan Balcı'nın “Kemençe Konçertinosu”, Santuri Ethem Efendi'nin “Şehnaz Longa”, Kaptanzade Ali Rıza Bey'in “Denizde Akşam”, Astor Piazzola'nın “Oblivion”, Oğuzhan Balcı'nın “Büyüsüz Sözcük” adlı eseriyle devam etti. “Karahisar Kalesi” adlı Afyon türküsü ile son bulan konser bitiminde Şef Oğuzhan Balcı'ya AKÜ Devlet Konservatuvarı öğrencileri tarafından günün anısına çiçek takdim edildi.


Kocatepe Akademik Orkestrası
AKÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Solak'ın destekleriyle kurumsallaşma çalışmalarını sonuçlandıran ve kurumlararası işbirliği temelinde Anadolu Üniversitesi, Süleyman Demirel Üniversitesi, Necmettin Erbakan Üniversitesi, Kırıkkale Üniversitesi sanatçılarıyla da desteklenen orkestra, AKÜ, Afyonkarahisar ili ve bölgesine ulusal ve evrensel nitelikte müzikler icra ederek katkıda bulunmaya amaçlıyor. Orkestra, bu amaç doğrultusunda yurt içinde ve dışında düzenli konserler gerçekleştirecek; bu konserler aracılığıyla üniversite öğrencileri, çalışanları ve Afyonkarahisar halkını ulusal ve evrensel çoksesli müziğin önemli eserleriyle buluşturacak; yeni ve özgün eserleri müzik kültürümüze kazandıracak; aynı zamanda ulusal ve uluslararası sanatçılar, topluluklar, kurum ve kuruluşlar ile işbirliği yaparak, seçkin ve önemli festivallerde konserler verecektir. AKÜ Devlet Konservatuvarı sanatçıları yanında ülkemizin seçkin müzik kurumlarında görev yapan sanatçılarla güçlenen orkestranın daimi şefliğini dünyaca ünlü keman sanatçımız Prof. Dr. Cihat Aşkın üstlenmekte; kurumsal paydaşlığını ise AKÜ Devlet Konservatuvarı Mezunlar Derneği ile AKSAM yapmaktadır.







 
Son Eklenen Haberler